

Ne zamandır ekleyecektim bunu, bugüne kısmetmiş. Bu yazıyı okuyan tüm Madrid yandaşlarına selam olsun. Taman futbol asla sadece futbol değildi ama unutmayın Barcelona DÜNYANIN EN BÜYÜĞÜDÜR. ve Barcelona bir klüpten daha fazlasıdır.
“MES QUE UN CLUB.”
eğer fb-gs derbisi,skor basınımızın türk’e türklük propogandası yaparak iddia ettiği gibi bir dünya derbisiyse,o zaman barcelona-real madrid arasındaki ezeli rekabet “el classico” derbisi tüm evreni,uzayı ilgilendiren bir tarihsel varoluş meselesidir.dünyayı durdurmaya çalışan muhafazakarlarla,değişmeyen tek şey olan değişimin kendisini daha da hızlandırmaya çalışan başka bir dünyayı talep edenler için futbol sadece futbol değildir,bir hayat memat meselesinden bile çok daha önemlidir.
barcelona teknik direktörlerinden bobby robson’ın bir zamanlar dediği gibi barselona şehri bağımsız bir futbol ülkesidir ve fc barcelona da onun ordusudur.madalyonun diğer yüzündeki real madrid de tüm çabalarına rağmen ateşli silahların başaramadığını silahlar yerine paha biçilmez futbol ayaklarının,kafalarının,taktiklerinin barcelona karşısına diktiği tarihsel futbol ordusudur.
tarihsel açıdan önce real madrid’in tohumları futbol dünyasına atılır.madrid’e futbolu getirenler başını cambridgeli ve oxfordlu britanyalı öğrencilerin çektiği gençlerin kurduğu football sky kulübüdür.o zaman madrid’de futbol öylesine büyük bir yeniliktir ki futbol da sadece futboldan ibarettir.1920′ye kadar birçok kez kendi içinde defalarca bölünen ve isim değiştiren “futbol gökyüzü” takımı 1920′de real madrid’e dönüştüğü andan itibaren artık madrid’de futbol sadece futbol olmaktan çıkmış,iç savaşın eşiğindeki ispanya’da kral ve kraldan çok kralcılar bir zamanların futbol delisi öğrencilerin takımını kralcıların futbol gücü olarak kutsamıştır.on altıncı yüzyılda dünya tarihinin ilk modern anlamda global imparatorluğu olan sömürgeci ispanya’nın merkezi kastilya bölgesindeki kral ve diğer tutucu siyasi güçler,futbolun içinde barındırdığı toplumsal gücü keşfedip real madrid’i evlat edindiklerinde iç savaşın arifesinde pandora’nın kutusu gibi tehlikeli futbol savaşını da başlatmış olurlar.
diğer yandan ispanya’nın bir zamanlar en ileri bölgesi olan katalonya,fransız devrimlerin’den sonra kendisini yeniden keşfetmekle meşguldur.ekonomik bağlamda kastilya ve madrid’den hiçbir eksiği olmayan bölgenin ruhsal başkenti barcelona,iç savaş öncesinde bambaşka bir dünyayı soluyordur.avrupa kıtasındaki ikinci bir kültürel,siyasi rönesansın merkezi olan şehir,avrupa’nın tüm maceracı ruhlarının toplandığı uçsuz bucaksız bir düşünce tarlasıdır.bu barcelona’ya göç eden maceraperestlerden en ünlüsü olan hans gamper,şehre geldikten kısa bir süre sonra barcelona’ya duyduğu aşk yüzünden adını bir katalan ismi olan joan gamper’le değiştirdiğinde fc barcelona’nın temelleri atılmış olur.”sürgündekiler” anlamına gelen los deportes gazetesine verdiği ilanda barselona şehrine yakışır bir futbol takımı kurmak istediğini ilan eder.ilana cevap veren aralarından birinin adının carles puyol olduğu sporcularla bir araya geldiğinde,29 kasım 1899′da fc barcelona efsanesi doğar.ilk yıllarında diğer takımlara göre son derece fakir olan kulüp,yok olma aşamasına geldiğinde kulübü kurtaracak olan yine joan gamper’dir:“barcelona’nın ölmesine asla izin veremem,bu takım bir kulüpten çok daha ötesidir.fc barcelona,ruhsal merkezi barselona alon katalonya’nın,’öteki ispanya’nın ta kendisidir.fc barcelona’nın misyonu katalonya’ya,insanlığın özgürlük savaşına hizmet etmektir.bu misyonu gerçekleştirmek için başkan oluyorum.”
artık barcelona takımı,şehrin ruhunda doğan ve ispanya’nın kalanına yayılan cumhuriyetçilik,demokrasi,insan hakları,laiklik,bölgesel otonomi,kültürel özerklik,sosyalizm,sendikalizm,hümanist anarşizm gibi modern dünyanın en anlamlı çığlıklarını haykıran bir futbol ülkesidir.buna karşın kralın ve kraldan çok kralcıların merkezi olan kastilya’dakilerin bağrına bastıkları real madrid,yüzde yüz ispanyolluğun,merkeziyetçiliğin,muhafazakarlığın,k ilisenin,katolikliğin ve rivera’nın kilise soslu askeri diktatörlüğünün temsilcisine dönüşür.
1936′da ispanya iç savaşı başladığında ise artık her iki futbol takımı arasındaki rekabet tarihin geri kalan bölümünde asla sadece futbol topuna sığmayacak kadar büyümüştür.barselona’da filizlenen solcu halk cephesi,rivera diktatörlüğünü devirip cumhuriyeti ve başta katalonya olmak üzere ispanya’yı oluşturan tüm bölgelerin otonomisini ilan ettiklerinde,kastilya’daki muhafazakar geleneklerin hepsi sağcı general franco’nun etrafında toplanır.aslında kimse real madrid’de oynayanlara ya da kulubü yönetenlere “franco mu,cumhuriyet mi?” diye sorma zahmetine bile katlanmamıştır.o zamanki real madrid başkanı olan cumhuriyetçi’leri destekleyen solcu rafael guerra da barcelona başkanı josep sunyol gibi franco’nun karanlık güçlerinin işkence odalarında aynı acı kaderi paylaşacaktır.
ama bu olay,her iki kulüp arasındaki son ortak noktadır.cumhuriyetçiler,franco zulmüne karşı dünyanın dört bir yanından aralarına katılan gönüllüler ile beraber mücadele ederken fc barcelona’yı “ispanya cumhuriyeti’nin elçisi” sıfatıyla meksika ve amerika’ya gönderirler.takımın başında irlandalı bir cumhuriyetçi olan teknik direktör patrick o’connell vardır.
1925 yılında bir maçtan önce barcelona taraftarları kralcı ispanya marşını yuhaladığında başkan olan gampar,rivera diktatörlüğü tarafından “ispanya’nın düşmanı dış mihrak” ilan edilerek sınır dışı edilmişti.bu olaydan sonra kulübün menfaatlerini kendi hayatının önünde tutarak istifa eden ve isviçre’ye dönen gampar intihar ettiğinde kulüp ekonomik olarak çok zor bir döneme girmişti.o’connell yönetiminde meksika ve amerika’da oynadığı maçların hasılatıyla ayakta kalan barcelona bir kez daha küllerinden doğarken,o’connell da gamper’le aynı kaderi paylaşarak londra’da bir sokakta beş parasız açlıktan ölecekti.
ispanya iç savaşı’nda bir milyona yakın insan hayatını en acı şekilde kaybederken,madrid’de doğmasına rağmen uzun süre barselona’da yaşayan ve adı katalonya direnişiyle özdeşleşen picasso,savaşın resmini,efsanevi guernica tablosunu yapacaktı.picasso‘ya göre resmi “yapan” kendisi değil franco ve ona yardım eden naziler’di.başta katalonya olmak üzere iç savaşın yaraladığı tüm yüreklerde direniş guernica ve fc barcelona’nın bayraklarında sonsuza kadar sürecekti.
naziler’den fazlasıyla yardım alan franco,iç savaşı kazanıp diktatörlüğünü ilan ettiğinde başta katalanca olmak üzere barselona’yı temsil eden ve barselona’nın temsil ettiği her şey yasaklanmıştı.
yasakları delmeyi düşünmenin bile sonucu idamdı.daha önce kralcı marşı yuhaladığı için başkanı sınır dışı edilen,puanları silinen fc barcelona için o günler bile franco rejiminin yanında kulübün altın çağıydı.sekiz sezonda altı kez katalonya şampiyonu olmuşlar ama real madrid’le oynadıkları resmi maçların sadece dördünü kazanabilirken on üçünde sahadan yenik ayrılmışlardı.franco,demir yumruğunu ilk olarak ispanya’daki “bölücü katalan isyanı”nın merkezi olarak gördüğü fc barcelona’ya indirmiş,önce kulübün sosyal tesislerini bombalatmış,sonra da cumhuriyetçi iktidar zamanında ispanya’nın elçisi sıfatıyla amerika turnesine giden takımda forma giyen oyuncuları vatandaşlıktan atmıştı.
buna karşın,real madrid’in içindeki tüm kendisine muhalif unsurları yok eden franco,kulübün yönetimine de kendi adamlarını yerleştirdi.tüm ispanya’da katalanca ve katalan isimleri yasaklanırken,nou camp’tan önce fc barcelona’nın mabedi olan les corts,katalanca’nın gizli de olsa konuşulduğu tek yer olmaya başladı.
1943′teki ispanya kral kupası yarı finalinde barcelona,real madrid’le eşleşecek ve ilk maçı 3-0 kazanacaktı.rövanş maçından önce ise franco’nun devlet güvenliği direktörü,barcelona oyuncularını yanına çağırdı:”size bir hatırlatma yapmak istiyorum.unutmayın ki sizlere hayatınız bağışlandıysa ve futbol oynamanıza izin veriliyorsa,bunların hepsi de franco’nun insani cömertliği sayesinde.rövanşta merhametimizi zorlamayın.”
rövanş maçı,franco’nun “uyarısı”ndan sonra 11-1 real madrid’in üstünlüğüyle sonuçlandı!
santiago bernabeu,1945′te franco’ya yakın çevrelerin önerisiyle real madrid başkanlığına getirilmiş,kulüp ispanya’daki tüm takımların toplamı kadar büyük bir bütçeye sahip olmuştu.buna rağmen real 1954′e kadar tam yirmi sene la liga’da şampiyonluk yüzü göremedi.aslında o zamanlar dünyanın en büyük futbolcusu olan di stefano’yu son anda barcelona’nın elinden “çalmasalardı”,1954′te de şampiyon olamayabilirlerdi.arjantinli futbol virtüözü,1953 yazında barcelona’yla anlaşmış,kulübü millonarios,çetin geçen pazarlıklardan sonra o zamanlar dünyanın en büyük futbolcusu olan oyuncularını barcelona’ya satmıştı.di stefano,barcelona’ya imza attığında fifa bu transferi onaylayacak ancak son anda ispanya futbol federasyonu bu transfere engel olacaktı.federasyon önce,yabancı oyuncuların ispanya’da forma giymesinin yasak olduğunu ileri sürdü.barcelona federasyonla görüşürken ise satiago bernabeu devreye girerek di stefano’yu real madrid’e transfer etti.
arjantinli futbol virtüözü,bir hafta sonra real formasıyla barça’ya üç gol atarken,franco rejimi bir kez daha barça’nın hayallerini çalmış ve “kendi” takımları olan real ‘e di stefano’yu hediye ederek,1954 ve 1955′in la liga şampiyonunu önceden belirlemişti.
Ekleme:
Şampiyonlar Ligi 1955′de kurulmuş, ilk 4 sene Real Madrid şampiyon olmuştur. Barça’dan çalınan Di Stefano ve dolaylı olarak çalınan Puskas ile Real Madrid 1955′den itibaren 4 sene üst üste Şampiyonlar Ligi’ni almıştır.
Bugün bu kupayı en çok alan takım olması da bu yüzdendir. ŞEREFSİZLER…
ispanya federasyonu’nun di stefano “derbisine” rağmen 1950′li yıllarda barcelona,real’e meydan okumaya devam edecek,her iki ezeli rakip dörder kez la liga şampiyonu olacaktı.bunda iç savaştan sonra insanların yüreğinde tam ortadan ikiye bölünen ispanya’daki soğuk savaşında büyük etkisi vardı.
artık her ispanyalı,önce kendi takımını sonra da real ve barça’dan bir tanesini tutuyordu.solcular,özerklik yanlıları,insan hakları savunucuları için barça’nın real’e attığı her gol,franco diktatörlüğünün duvarına vurulan bir çekiçti.diğer yandan ise real madrid’in başarıları,tarihi imparatorluğun,merkezin,krallığın “bölücü asiler”in kafasına indirdiği balyozdu.
1960′lı yıllar barça tarihinin “celali isyanları” dönemi oldu,kulüp öncelikle di stefano transferinden kaynaklanan iç çalkantılar ile istikrarlı bir istikrarsızlığa mahkum olurken,”can düşmanı” real madrid,di stefano’nun yanına eklediği puşkaş,gento gibi gelmiş geçmiş en büyük futbol sanatçılarından oluşan kadrosuyla fırtına gibi esti.1960′lar aynı zamanda “el classico”nun avrupa kupaları’nda da eşsiz bir futbol rekabetine dönüşmesine tanıklık etti.barça,real’le “daha eşit şartlarda karşılaştıkları” avrupa kupaları’nda,bir kez rakibini yenerek avrupa şampiyonu olmuş,buna karşın real o yıllarda yaşadığı sayısız avrupa şampiyonluklarından birini barça’yı yenerek kazanmıştı.
real kasırgası başta ispanya olmak üzere tüm avrupa’da tüm şiddetiyle eserken la liga’da en son 1960 yılında şampiyon olan barça,1974′de yeniden doğacaktı. (Ekleme: Galatasaray gibi 14 sene beklediler..)
el classico tarihinin en büyük rövanşını bizzat johann cruyff olabilecek en anlamlı şekilde aldı.o yıl,dünyanın en iyi futbolcusu olarak gösterilen hollandalı futbol tanrısı,real madrid’in kendisini ısrarla transfer etmek istemesine rağmen,herkesi şaşırtarak barcelona’ya imza attı.”asla,ne kadar para verirlerse versinler,franco gibi bir katilin takımında oynamam” diyerek ispanya’ya gelen cruyff,önce muhteşem futboluyla barcelona’yı on dört yıl sonra şampiyonluğa taşıyacak sonra da oğluna barselona şehrinin azizi jordi’nin adını vererek tarihin akışını değiştirecekti.
barça,santiago bernabeu’da real’i cruyff’un tanrısal yeteneğiyle 5-0′lık hezimete uğrattığında tarih yeniden yazılıyordu.cruyff,franco’ya hayatında yediği en anlamlı tokadı atmış,çatırdamakta olan diktatörlüğü ilk olarak futbol sahasında devirmişti.aynı günlerde franco’nun hastalanması ve bir sene sonra ölmesi barçalılar için son derece anlamlıydı:”cruyff o kadar güzel oynadı ki franco acısından öldü.”
franco’nun ölümünden sonra juan carlos’un ispanya’yı demokratikleştirme sürecinde her iki kulüp arasındaki rekabet azalmadı hatta artarak devam etti.endüstriyel futbol çağında barça ve real,dünyanın en zengin ve en başarılı iki takımına dönüştü.2000 yılında barça kaptanı olan portekizli figo’nun daha fazla para uğruna real’e transfer olmasından sonra barcelonalılar’ın figo’ya fırlattıkları kesik domuz başı karşılıklı nefretin en somut görüntüsü oldu.her ne olursa olsun,futbol sanatı adına en güzel maçlar hep real madrid-barcelona arasında oynandı.
bu sonsuz rekabet,ispanya’nın önce askeri darbecileri yargılayıp mahkum ederek başlattığı demokratikleşme ve bölgeler arası eşitliği avrupa’nın kalanına örnek teşkil edecek bir biçimde yeniden tesis etme sürecinde avrupa’nın en güzel futbol oynanan ligini yarattı.
biz küçükken santillanalı,butraguenolu real madrid fırtınası vardı.cruyff bir kez daha bu kez teknik direktör olarak barça’ya dönüp,futbol sanatı adına gelmiş geçmiş en görkemli futbol takımını yaratana kadar real madrid’i oynadığı futboldan dolayı severdik;o zamanlar franco’dan haberimiz bile yoktu.sonra bir gün kendi babalarımızın da bizim franco’muz olan kenan evren’in zindanlarında uğradığı eziyetleri öğrendiğimizde,tarih yüzümüze çok fena bir tokat attı.redondo’ya,roberto carlos’a,zidane’a rağmen real’i sevmeyi ayıp saydık,bir anda en fanatik barçalı olduk.halbuki bir zamanlar,real madrid başkanı olan rafael guerra da franco zulmüne maruz kalmış,babalarımız gibi ülkesinden sürülmüş,vatandaşlıktan çıkartılmıştı.bir el classico’da figo’nun kafasına atılan kesik domuz başının gölgesinde guerralar’ın,o’connelllar’ın,gamperler’in,sunyolla r’ın,di stefanolar’ın başrolde olduğu hiç bitmeyecek en güzel futbol filmine tanıklık ederken f.bahçe ve g.saraylılar’ın birbirinden neden bu kadar nefret ettiğini boşuna anlamaya çalıştık.
ali ece / f / 21 aralık 2007*



(4.5 out of 5)
koyu zemin uzerine siyah yazı ile bu guzel konuyu okuyasım gelmedi.goz doldurmussun.
haydar
30 Temmuz 2008, 22:20
nerdesin lan oguz? stres atamiyom hanidir. ahahaha. oguz senin ben var ya..
bozzio levin
14 Ağustos 2008, 19:00