Yiğit Bulut.
Alttaki mesajımı da kapsayan olayları daha okunabilir bir hale getirerek mükemmel bir analiz yapmış. CNN Türk, Radikal gibi oluşumlara da katkıda bulunuyormuş, yazıyı okumanızı öneririm.. Yazının devamında..
” Bir ülke sıcak paranın kendi kârını artırmak için aşağı bastığı kurun seviyesiyle, dev alışveriş merkezleriyle, tüketim çılgınlığı ile övünmez. Ne kadar ürettiğiyle, fabrikalarıyla, dünya genelinde marka haline getirdiği ürünleriyle, ortak aklıyla övünür.
1 dolar 1.18 YTL… Hatta yazıyı yazdığım saatte 1.18’in de altında.Ne güzel değil mi? Türkiye o kadar güçlü ki; parasının değerine değer katılıyor.Değerli dostlar, bu köşede “1 dolar neden 1 YTL olur, nasıl olabilir” gibi detayları çok tartıştık, bugün bunlara girmeden konuyu başka bir noktadan ele alacağım. Bu satırların bir bölümünü başka bir yayında paylaştım ve o kadar fazla geri dönüş oldu ki; Türk halkının konudan ne kadar şikayetçi olduğunu net olarak bir kez daha gördüm.
Gelişmişlik algılaması
Konumuz; alışveriş merkezleri. Orada da aynen dolar kuru gibi mükemmel bir durum var; her gün yeni bir yer açılıyor ve dünya markaları Türkiye’de boy gösteriyor. Ben de geçtiğimiz hafta içinde bir arkadaşımın tavsiyesi ile İstinye’de böyle bir yapıya ziyarette bulundum. Buraya gitmemim sebebi gelişmişliği benden farklı algılayan ve telefon ederek “Türkiye ne kadar gelişti, Kanyon’un Avrupa ve Amerika’da eşi yok diyorduk, şimdi İstinye Park açıldı, git, bir gör, Türkiye uçtu, gidiyor” gibi ifadeler ile durumu bana aktaran bir dostum. O söyler de ben yapmaz mıyım? Kalktım, gittim, gördüm! Gerçekten büyüklük, mimari, var olan markalar açısından Amerika’da bile bulamayacağınız bir yapı. Aynen İstanbul’daki diğer birkaç alışveriş merkezi gibi.Bu noktada aklınıza şu soru gelebilir; bu merkezlerin “1 doların 1 YTL olması” ile veya “güçlenen dolar, güçlenen Türkiye ile” alakası ne?
Ölüm güzelliği
Değerli dostlar, bir ülkede; dev alışveriş merkezlerinin açılması, düşen kurla birlikte ucuzlayan ithal markaların sokak başlarına kadar satış ağlarını genişletmeleri, o ülkenin halkının “Ben ne üretiyorum” kısmını sorgulamadan, düşen kurun da kendine kattığı ekstra alım gücü ile tüketim çılgınlığına kapılması ve bunu bir de dünyanın en yüksek faizi ile yabancı kaynaklardan, onların Türkiye’deki bankalarından borçlanarak yapması; sanıldığı gibi “ülkenin şaha kalması” değil “ülkenin uçuruma doğru” sürüklenmesidir. Gördüğünüz o kısa vadeli aşırı olumlu hava da tabiri caizse ise “ölüm güzelliğidir.”Olaya bir de “öldüren” veya “kavanozu kırmadan dibini dahi ekmek ile yalayıp yutanlar” açısından, yani sıcak para tarafından bakalım. Ne güzel değil mi? Bir ülkeye para sokarak finansal pozisyon açıyorsunuz, soktuğunuz para ile kuru aşağı basarak açtığınız pozisyonun kârına düşen kur farkını ekliyorsunuz; düşen kur ile sattığınız malın miktarını artırıyorsunuz ve o ülke, bazı akıllılar “100 milyar dolar ihracat yaptık” diye şov yaparken; her 1 dolarlık ihracata karşı 1.2 dolarlık ara malı ve 1.5 dolarlık toplam ithalat yapar hale geliyor. Bunun adı da “ekonomik mucize” oluyor.
Mucize değil acizlik
Kimse kusura bakmasın ama daha önce defalarca anlatmaya çalıştığım gibi yine bu sahte düzene ve bu sahtekârlığa sessiz kalamayacağım. Sürüye katılıp, elimde pembe boyayla size yalan söyleyemeyeceğim. Ülke sıcak para destekli bir alım ile bütün ekonomik refleks noktalarını kaybettiği gibi yabancı para, soğuk suya atılıp yavaş yavaş alışarak ölen kurbağa etkisiyle; ülkeyi, aşırı kârlar elde ettiği bir ortamda felakete sürüklüyor, içini boşaltıyor. Bunun adı mucize falan değil, bunun adı çaresizlik, bunun adı acizlik.
Sonuç 1: Yıllar sonra torunlarım bana “Türkiye tarihinin en ağır ekonomik istila dalgası ile karşı karşıya kaldığında; sen basında ses verecek yerlerde olmana rağmen ne yaptın dede” demesinler diye, en azından bugüne kadar verdiğim karşı sedanın bir devamı olarak pembe uykularda olan Türk halkına sistemin nasıl çalıştığını dilim döndüğü kadar aktarmaya çalıştım. Torunlarıma da maalesef eski Türkiye haritasına bakarak en azından şunu söyleyeceğim; ben elimden geleni yaptım ama toplum bilinç tutulması yaşıyordu.
Sonuç 2: Bir ülke sıcak paranın kendi kârını artırmak için aşağı bastığı kurun seviyesiyle, dev alışveriş merkezleriyle, her gelir düzeyini saran tüketim çılgınlığı ile övünmez. Ne kadar ürettiğiyle, fabrikalarıyla, dünya genelinde marka haline getirdiği ürünleriyle, araştırma-geliştirme gücüyle, ortak aklıyla övünür.
Sonuç 3: Yukarıda anlattıklarıma Gümrük Birliği felaketini de ekleyin ve sorun; Türk firmaları, düşen kur ve yabancıya satılması sonucu kredi alamadığı bankalar gerçeği ile serbest dolaşamadığı halde rekabet etmek zorunda olduğu Avrupalı şirketler ile nasıl başa çıkacak? Çıkamayacak ve üretmek yerine ithalatçı olacak. Yani KOBİ kıyımı yaşanacak, yaşanıyor.
Son söz: Finansal sonuçların sıcak para etkisinde değişmesi kalıcı değişim veya dönüşüm değildir. Belli bir zaman aralığında inanılmaz sonuçlar görülebilir ama değişmeyen sebepler gün gelir mutlaka faturayı önümüze koyar. “
http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=80249&KTG_KOD=222&ForArsiv=1,


(1 votes, average: 4 out of 5)
(4.5 out of 5)
Yorum yazın